Türkiye’de yüz binlerce kişi, iltihaplı bağırsak hastalığı (IBD) ile yaşamaktadır. IBD, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi kronik veya tekrarlayan bağırsak iltihaplarıyla karakterizedir. Bu hastalıkların ortaya çıkmasında genetik faktörler, çevresel etkiler ve bağışıklık sistemi karmaşık bir şekilde etkileşir.
Mevcut tedaviler genellikle iltihabı kontrol altına almak için bağışıklık sistemini baskılar. Son yıllarda yapılan mikrobiyom araştırmaları, IBD’yi daha iyi anlamamıza ve yönetmemize yardımcı olabilecek yeni yollar sunmaktadır. Hücreler, hayvan modelleri ve insanlarda yapılan çalışmalar, “iyi” bakterilerin yani probiyotiklerin IBD üzerinde potansiyel faydalarını araştırmaktadır.
Sağlıklı Mikrobiyom: Bağırsak Bariyerinin Koruyucusu
İnsan bağırsak mikrobiyomu, bağırsakta yaşayan trilyonlarca bakteri, virüs ve mantar topluluğudur. Sağlıklı bir mikrobiyom, bağırsak zarının zararlı bakterilerin ve toksinlerin kana geçmesini önlemesini sağlar. Yararlı bakteriler iltihabı sınırlayarak bağırsakta dengeli bir ortam yaratır.
Araştırmalar, sağlıklı bir mikrobiyomun:
-
Kolonu kaplayan hücreleri besleyerek sıkı bir bariyer oluşturduğunu,
-
Bağırsaktaki bağışıklık hücreleriyle etkileşime girerek iltihabı azalttığını,
-
Bağırsak mukusunu artırarak ek bir koruma sağladığını göstermektedir.
Mikrobiyomu yok edilen veya laboratuvarda mikrobiyomsuz yetiştirilen hayvanlarda bağırsak zarı kolayca zarar görebilmektedir.
Dengesiz Mikrobiyom: İltihap ve Hasar
Mikrobiyomda yararlı ve zararlı bakteriler dengede değilse bağırsak geçirgenliği artabilir. Bu durum, zararlı bakterilerin ve toksinlerin bağırsak dokusuna geçmesine izin vererek iltihaplanmayı tetikler. Bu dengesizlik, disbiyoz olarak adlandırılır ve IBD’nin temel özelliklerinden biridir.
Probiyotikler: Umut Var mı?
Probiyotikler, takviyelerde veya fermente gıdalarda (yoğurt, kefir, kombu çayı, lahana turşusu) bulunan canlı mikroorganizmalardır. Amaç, yararlı bakterileri artırarak bağırsak mikrobiyomunu dengelemek, iltihabı azaltmak ve bağırsak bariyerini güçlendirmektir.
Şu ana kadar IBD için rutin olarak önerilen standart bir probiyotik tedavi bulunmamaktadır. Yapılan küçük çalışmaların sonuçları karışık olsa da bazı bulgular öne çıkmaktadır:
-
Ülseratif Kolit: Bifidobacteria ve Lactobacilli gibi bazı bakterilerin semptomları hafifletmede ve remisyonu teşvik etmede sınırlı fayda sağladığı görülmüştür. Ancak bu etkiler standart tedavilerle kıyaslandığında yeterli değildir.
-
Pouchitis: Kolon çıkarıldıktan sonra J şeklinde kesede iltihap görülebilir. VSL#3 adlı probiyotik karışım, bu iltihabı azaltmada bazı çalışmalarla etkili bulunmuştur.
-
Crohn Hastalığı: Probiyotiklerin Crohn hastalığında etkisi sınırlı ve plasebodan belirgin olarak üstün değildir.
Diyet, Lif ve Prebiyotikler
Mikrobiyom, beslenme ile şekillendirilebilir. Lif açısından zengin gıdalar ve bazı fermente gıdalar, bağırsak bakterilerini destekleyerek sağlıklı bir mikrobiyomu teşvik eder. Prebiyotikler ise bağırsak tarafından sindirilmeyen, ancak mikrobiyom tarafından tüketilen bileşiklerdir. IBD’de prebiyotiklerin faydaları henüz sınırlı ancak umut vericidir.
Akdeniz diyeti gibi lif açısından zengin beslenme, IBD’de semptomları ve iltihaplanma göstergelerini hafifçe azaltabilir. Bu diyet, genel sağlığı iyileştirdiği için gastroenteroloji uzmanları tarafından önerilmektedir.
Sonuç
Probiyotikler ve muhtemelen prebiyotikler IBD’de umut vaat etmektedir. Ancak hangi bakteri türlerinin en etkili olduğunu, en iyi probiyotik karışımını, kişiselleştirilmiş yaklaşımları ve ideal dozajı belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Şu an için probiyotikler ve prebiyotikler, standart immünosupresif tedavilerle birlikte tamamlayıcı stratejiler olarak kullanılmaktadır.
