Çölyak hastalığı, vücudun besinleri yeterince emmesini engelleyebilen hem sindirim hem de bağışıklık sistemiyle ilişkili bir rahatsızlıktır. Uzmanlar, çölyak hastalığı konusunda son yıllarda farkındalığın artmasına rağmen hâlâ bilinmeyen pek çok yön olduğunu vurguluyor. Toplumda ise özellikle semptomlar konusunda ciddi yanlış bilgiler dolaşıyor. Örneğin çoğu kişi, çölyak hastası olan herkesin mutlaka şişkinlik, karın ağrısı veya ishal yaşadığını düşünür. Oysa birçok yetişkin bu klasik şikâyetler olmadan da hastalığa sahip olabilir.
Ayrıca gluten sadece çölyak hastalarında değil, hassasiyeti olan kişilerde de çeşitli sindirim sorunlarına yol açabilir. Aşağıda çölyak hastalığı ve gluten hassasiyetiyle ilgili yaygın dört efsaneyi ve gerçekleri Türkiye koşullarına uyarlanmış şekilde bulabilirsiniz.
Efsane 1: Çölyak hastalığı genellikle çocuklukta ortaya çıkar
Gerçekte çölyak, bebeklikten itibaren her yaşta gelişebilir. Ancak teşhis çoğu zaman ileri yaşlarda konur. Uluslararası araştırmalar, ortalama teşhis yaşının 40’ların sonu ile 50’lerin ortası arasında olduğunu gösteriyor. Hatta hastaların dörtte biri 60 yaşından sonra tanı alıyor.
Hastalık; kadınlarda ve tip 1 diyabet, Hashimoto tiroiditi gibi otoimmün hastalıklara sahip kişilerde daha sık görülüyor. Uzmanlara göre çölyak hastalığının ne zaman aktif hâle geçtiğini tetikleyen şey tam olarak bilinmiyor. Ameliyat, ağır stres, viral enfeksiyon gibi durumlar “tetikleyici” olabilir. Türkiye’de de birçok kişi kansızlık veya kemik erimesi gibi farklı şikâyetlerle doktora başvurup sonunda çölyak tanısı alıyor.
Efsane 2: Çölyak sadece bağırsakları etkiler
Gluten tüketildiğinde bağışıklık sistemi ince bağırsak yüzeyine zarar verebilir. Bu da besin emilimini bozan villus yapılarının düzleşmesine yol açar.
Ancak hastalık sadece bağırsaklarla sınırlı değildir. Çölyak; sinir sistemi, hormon dengesi ve kemik sağlığıyla ilgili çok çeşitli belirtilere neden olabilir. Beyin sisi, adet düzensizlikleri, kas ve eklem ağrıları bu belirtilerden sadece birkaçıdır. Bu nedenle çölyak, çoğu zaman sindirimle ilgisi olmayan şikâyetlerle bile ortaya çıkabilir.
Efsane 3: Gluten yiyince kendinizi kötü hissediyorsanız mutlaka çölyak hastasısınız
Bu oldukça yaygın bir yanılgıdır. Gluten tüketimi sonrası şişkinlik, gaz, yorgunluk gibi şikâyetler yaşayan herkes çölyak değildir.
Bazı kişilerde “çölyak olmayan gluten duyarlılığı” görülür. Bu kişilerde gluten bağırsak hasarı yapmaz ve çölyak için kullanılan antikor testleri pozitif çıkmaz. Yine de glutenli yiyecekler sonrası beyin sisi, konsantrasyon zorluğu, kas ağrıları ve halsizlik yaşayabilirler.
Ayrıca sorunun kaynağı gluten değil; buğdaydaki FODMAP adı verilen karbonhidratlar da olabilir. FODMAP’lar bağırsakta fermente olup gaz ve şişkinliğe yol açabilir. Bir diğer olasılık ise buğday alerjisidir. Buğday alerjisinde ağızda kaşıntı, boğazda şişlik, cilt döküntüleri, mide bulantısı gibi belirtiler ortaya çıkabilir ve bazı kişilerde ağır alerjik reaksiyonlar görülebilir.
Efsane 4: Glutensiz diyet herkes için çözüm olur
Çölyak hastalığının şu an bilinen tek tedavisi tamamen glutensiz beslenmektir. Fakat her hastada beklendiği kadar iyi sonuç vermeyebilir. “Yanıt vermeyen çölyak hastalığı” olarak bilinen bu durumda, kişi diyete sıkı şekilde uyduğu hâlde şikâyetleri devam eder.
Bazen sorun, dışarıda yenilen yemeklerdeki gizli gluten veya çapraz bulaşmadır. Ancak her zaman nedeni bu değildir. Bu nedenle dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de yeni çözüm arayışları sürüyor. Üzerinde çalışılan yöntemlerden bazıları şunlardır:
-
Glutenin parçalanmasını sağlayan sindirim enzimlerinin takviye olarak kullanılması
-
Bağışıklık sisteminin glutenle aşırı tepki vermesini engelleyen ilaç yaklaşımları
-
Bağışıklık sistemini yeniden programlayarak glutenin tetikleyici olmasını önlemek
Sonuç
Çölyak hastalığı ve glutenle ilgili bilgiler genişledikçe, yanlış inanışlar da yavaş yavaş yerini bilimsel gerçeklere bırakıyor. Kendinizde veya çocuğunuzda çölyak olabileceğini düşünüyorsanız, en doğru yol doktor kontrolünde kan testi ve gerekirse biyopsi yaptırmaktır. Glutensiz beslenme ise ancak tıbbi bir gereklilik olduğunda uygulanmalı, moda akımlarla karıştırılmamalıdır. Türkiye’de de çölyak konusunda farkındalığın artmasıyla birlikte daha doğru teşhis ve tedavi yöntemlerine erişim kolaylaşıyor.
