Çocuklarda Duygusal Zorluklarla Başa Çıkmak

Çocuklarda Duygusal Zorluklarla Başa Çıkmak: Onaylama ve Başa Çıkma Becerileri

 

Ebeveynlik, hayatın en büyük ve en zorlayıcı rollerinden biridir. Çocuklar da duygusal olarak zor dönemlerden geçebilir ve bu süreçte doğru destek almak büyük fark yaratır. Ebeveynler, çocuklarının okul, kardeş ilişkileri veya günlük yaşamdan kaynaklanan öfke, üzüntü ve kaygı duygularını yönetmelerine nasıl yardımcı olabilir? İster ilkokul çağında bir çocuğunuz olsun, ister 8-12 yaş arası bir çocuk ya da bir genç, iki temel beceri üzerine odaklanmak hem sizin hem de çocuğunuzun işini kolaylaştırabilir: onaylama ve başa çıkma becerileri.

Onaylama Becerisini Kullanmak

 

Onaylama, çocuğunuza duygularını hissetmenin ve ifade etmenin normal olduğunu öğretir. Çocuğunuzun duygularını kabul etmek, ona destek olduğunuzu göstermek ve güven oluşturmak açısından kritik bir adımdır. Örneğin, “Sinirli görünüyor gibisin” veya “Okulda zor bir gün geçirdiğini fark ettim” gibi ifadelerle başlayabilirsiniz.

Çocuğun hangi duyguları yaşadığını anlamak bazen zor olabilir. Öfke, korku, kaygı veya üzüntü gibi duygular bir arada veya karmaşık biçimde yaşanabilir. Önemli olan, çocuğun zor bir dönemden geçtiğini kabul etmek ve bunu ifade etmesine fırsat vermektir.

Onaylama ilk başta sonuç vermeyebilir; çocuk ilgisiz kalabilir veya konuşmak istemeyebilir. Ancak tutarlı bir şekilde duygularını onaylamaya devam etmek, onun kendini daha rahat ifade etmesini sağlar. Ebeveynin tepki vermeyeceğini ve azarlamayacağını anlaması, paylaşım için güvenli bir alan yaratır.

Başa Çıkma Becerileri Araç Kutusu

 

Başa çıkma becerileri, çocukların duygusal zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olan yöntemlerdir. Bunlar arasında nefes egzersizleri, rehberli meditasyon, görselleştirme, stres topu ile oyun, yürüyüş veya dışarıda oyun oynama ve birlikte kitap okuma sayılabilir.

Nefes egzersizleri özellikle kolay uygulanabilir ve hızlı etkili bir yöntemdir. Üç aşamalı nefes, karın nefesi veya yavaş nefes teknikleri, çocuğun duygularını yönetmesine yardımcı olabilir. Ayrıca çocuklara odalarında yalnız kalma zamanı vererek “alan açmak” da bazen etkili bir yöntem olabilir.

Ebeveynler de Örnek Olmalı

 

Ebeveynlerin kendi duygularıyla başa çıkarken bu teknikleri kullanması, hem kendileri hem de çocukları için önemlidir. Çocuğunuza gün içinde stresli hissettiğinizi, yürüyüşe çıkacağınızı veya nefes egzersizi yapacağınızı göstermek, duygusal başa çıkma davranışlarını modellemiş olur. Çocuklar ebeveynlerinin davranışlarını gözlemler ve taklit eder; sizin yapıcı başa çıkma yöntemlerinizi görmeleri, onları da aynı stratejileri kullanmaya teşvik eder.

Esnek Olun

 

Çocukların başa çıkma becerilerini kullanma konusunda ısrarcı olmamak gerekir; bu durum ceza gibi algılanabilir ve direnç yaratabilir. Bunun yerine, onlara farklı başa çıkma yöntemlerini öğretin ve hangisini denemek istediklerine kendilerinin karar vermesine izin verin. Çocuğunuz, kendisi için en uygun ve kolay uygulanabilir teknikleri deneme yanılma yoluyla keşfedecektir.

Prostat Kanseri Tedavisinde Testosteron Engelleyici İlaçlar

Prostat Kanseri Tedavisinde Testosteron Engelleyici İlaçlar ve Kardiyovasküler Riskler

Prostat kanseri tedavisi, etkili olsa da önemli yan etkiler ve zorlu kararlar gerektirebilir. Bu tedaviler arasında, testosteronun etkisini bloke eden ilaçlar öne çıkar. İki ana tedavi şekli bulunur: Androjen yoksunluğu tedavileri (ADT), vücudun testosteron üretimini durdurur; androjen reseptör sinyal inhibitörleri (ARSI) ise hormonun hücreye bağlanmasını engelleyerek etkisini bloke eder.

ADT, prostat kanserinin büyümesini yavaşlatabilir veya kontrol altına alabilir. Son araştırmalar, ARSI’ların eklenmesinin özellikle ileri evre hastalıkta hayatta kalmayı artırabileceğini göstermektedir. Bu kombinasyon, yoğunlaştırılmış ADT olarak adlandırılır ve bazı erken evre prostat kanseri vakalarında da test edilmektedir.

Yan Etkiler ve Kardiyovasküler Riskler

 

Testosteron bloke edici ilaçların ciddi yan etkileri vardır. Özellikle kardiyovasküler sağlığı etkileyebilecek metabolik değişiklikler görülebilir. İngiltere’de yapılan araştırmalar, ADT ve ARSI’ların birlikte verildiğinde kalp krizi, felç veya kan pıhtısı gibi kardiyak risklerin arttığını göstermiştir. Yoğun tedavi gören erkeklerin kalp hastalığı belirtileri açısından tedavi öncesi ve sonrası izlenmesi önerilmektedir.

Araştırma Bulguları

 

2012-2024 yılları arasında yayınlanan 24 klinik çalışmanın sistematik incelemesi, 63-77 yaş arası 22.166 erkeği kapsıyor. Katılımcılar, agresif metastatik olmayan prostat kanserinden, artık ADT’ye yanıt vermeyen metastatik kanser türlerine kadar çeşitlilik gösteriyordu.

Sonuçlar, ADT’ye ARSI eklenmesinin tüm prostat kanseri vakalarında kardiyak olay riskini yaklaşık iki kat artırdığını ortaya koydu. Özellikle abirateron asetat ve enzalutamid kullanımı, ciddi kardiyak riskleri dört kat artırıyor. Bununla birlikte, bu kombinasyon sağkalımda ek fayda sağlamadan yan etkileri artırdığı için yaygın olarak önerilmiyor.

Önceden kalp rahatsızlığı olan hastalarda risk daha yüksektir. Uzmanlar, prostat kanseri tedavisi gören erkeklerin, ateroskleroz gibi semptomsuz bir şekilde ilerleyebilen kalp hastalıkları açısından değerlendirilmesini öneriyor. Kardiyak risk faktörleri ise uygun diyet, egzersiz, kan basıncını kontrol etme ve gerektiğinde statin kullanımı ile yönetilebilir.

Uzman Yorumu

 

Araştırmalar, yoğunlaştırılmış ADT’nin bazı erkeklerde hayatta kalmayı uzattığını ve hatta iyileşmeye katkı sağladığını gösteriyor. Ancak tedavi sırasında kardiyovasküler sağlık ve diğer yan etkilerin yakından izlenmesi kritik önem taşıyor. Uzmanlar, düzenli egzersiz, sağlıklı kilo kontrolü, kas kütlesini koruma ve normal kan basıncı ile lipid değerlerini sürdürmenin, tedaviyi alan erkekleri daha sağlıklı hale getirdiğini vurguluyor.

Tedavi programı planlanırken hastanın kardiyovasküler geçmişi dikkate alınmalı ve potansiyel yan etkiler önceden tartışılmalıdır. ARSI sınıfı ilaçlar, prostat kanseri sonuçlarını iyileştirmede önemli rol oynasa da, amaç yan etkileri en aza indirirken en iyi tedavi sonuçlarını elde etmektir.

Dang Humması ve Sivrisineklerden Korunma Yöntemleri

 

Sivrisinekler sadece yaz aylarında rahatsız edici böcekler değildir; Batı Nil virüsü, Zika ve dang humması gibi ciddi hastalıkları da taşıyabilirler. Son dönemde ABD’de dang humması vakalarında, halk arasında kırık kemik ateşi olarak da bilinen bu hastalıkta alışılmadık bir artış gözlenmiştir.

Dang Humması Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

 

Dang humması, dört farklı virüsten herhangi biriyle ortaya çıkan viral bir hastalıktır: dang virüsü 1, 2, 3 ve 4. Virüsle enfekte olan herkes hastalanmaz; her dört kişiden yalnızca biri hafif rahatsızlıktan ciddi belirtilere kadar değişen semptomlar gösterir. Tanı, kan testi ile doğrulanır.

Semptomlar genellikle grip benzeri başlar ve enfekte bir sivrisinek ısırığını takiben iki ila üç gün içinde ortaya çıkabilir, bazen altı ila dokuz güne kadar sürebilir. Yaygın belirtiler şunlardır: baş ağrısı, göz arkasında ağrı, kas ve eklem ağrısı, mide bulantısı, kusma ve soluk kırmızı lekeler halinde döküntü.

Hastalığın şiddetli formu, özellikle bir yaş altı bebekler, hamile kadınlar, 65 yaş ve üzeri yetişkinler ve daha önce dang hummasına yakalanmış kişiler için risklidir. Şiddetli dang humması belirtileri düşük tansiyon, kanama, mide şişkinliği, kusma ve aşırı yorgunluğu içerir ve acil tıbbi müdahale gerektirir.

Dang Humması Tedavisi

 

Dang humması viral bir hastalık olduğundan spesifik bir ilacı yoktur. Hafif vakalar genellikle 2-7 gün içinde iyileşir ve destekleyici tedaviyle yönetilir: bol sıvı, dinlenme ve reçetesiz ağrı kesiciler. Şiddetli vakalar ise hastanede intravenöz sıvı tedavisi gerektirir ve semptomlar üç ila beş gün sürebilir. ABD’de ölümler nadirdir.

Dang Humması Nasıl Yayılır?

 

Dang virüsü insandan insana doğrudan bulaşmaz. Aedes türü sivrisinekler, virüs taşıyan bir kişiyi ısırdığında enfekte olur ve başka kişilere virüsü taşır. Yüksek riskli ülkelere seyahat eden kişiler, farkında olmadan virüsü ülkelerine taşıyabilir ve hastalığın yayılmasına katkıda bulunabilir.

ABD’de Dang Humması

 

ABD’de dang humması vakaları genellikle Porto Riko, Amerikan Samoası ve ABD Virjin Adaları gibi hastalığın yaygın olduğu bölgelerde görülür. 2024 yılı itibarıyla CDC’ye göre ABD ve topraklarında yaklaşık 3.000 vaka bildirilmiştir. En çok vaka Florida, New York, Massachusetts ve Kaliforniya eyaletlerinde kaydedilmiştir.

Dang Humması Aşısı

 

ABD’de yaygın olarak kullanılabilen bir dang humması aşısı bulunmamaktadır. FDA onaylı Dengvaxia aşısı yalnızca 9-16 yaş arasındaki çocuklar için ve daha önce enfeksiyon geçirmiş olanlar için sınırlı şekilde kullanılmaktadır. Aşı Eylül 2025’te üretimden kaldırılacak ve son dozların son kullanma tarihi Eylül 2026’da dolacaktır.

Sivrisineklerden Korunma Yöntemleri

 

Yüksek riskli bölgelerde ve eve döndükten sonra dang hummasından korunmanın en etkili yolu sivrisinek ısırıklarından kaçınmaktır:

  • DEET, pikaridin, IR3535, limon okaliptüs yağı veya PMD gibi EPA onaylı böcek kovucular kullanın.

  • Bol ve uzun kollu giysiler tercih edin.

  • Permetrin ile işlenmiş giysi ve ekipman kullanın.

  • Pencerelere ve kapılara sineklik takın.

  • Seyahat sırasında klimalı ve sineklikli odalarda kalın; yoksa cibinlik kullanın.

  • Ev çevresinde su birikintilerini temizleyin veya kapatın; lastikler, kovalar, çocuk havuzları, saksı altlıkları gibi sivrisineklerin üreyebileceği alanları düzenli olarak kontrol edin.

Antidepresanlar ve Kilo

Depresyonla mücadele ederken antidepresan kullanmanın en temel sorusu, ilacın işe yarayıp yaramayacağıdır. Ancak birçok kişi için ikinci önemli soru, ilacın kilo alımına yol açıp açmayacağıdır. Yapılan yeni bir araştırma, yaygın olarak kullanılan sekiz antidepresanın ortalama kilo üzerindeki etkilerini ortaya koyuyor.

Araştırmanın Kapsamı

 

Temmuz 2024’te yayınlanan çalışmada, 20-80 yaş arası 183.000’den fazla kişinin verileri incelendi. Katılımcıların ortalama yaşı 48 ve %65’i kadındı. Çalışmada, antidepresan kullanmaya başlayan kişilerin 6, 12 ve 24 ay boyunca kilo değişimleri ölçüldü. İncelenen ilaçlar şunlardı: sertralin, escitalopram, paroksetin, duloksetin, sitalopram, fluoksetin, venlafaksin ve bupropion.

Antidepresanlar ve Ortalama Kilo Değişimi

 

Araştırma, bazı antidepresanların hafif kilo artışına neden olabileceğini gösterdi:

  • Sertralin: 6 ayda yaklaşık 0,5 pound, 24 ayda 3,2 pound

  • Escitalopram: 6 ayda 1,4 pound, 24 ayda 3,6 pound

  • Paroksetin: 6 ayda 1,4 pound, 24 ayda 2,9 pound

  • Duloksetin: 6 ayda 1,2 pound, 24 ayda 1,7 pound

 

Sitalopram, fluoksetin ve venlafaksin, sertraline kıyasla kilo alımında belirgin bir fark yaratmadı. Bupropion ise başlangıçta hafif kilo kaybı sağlasa da, 24 ay sonunda ortalama 1,2 pound artış görüldü.

Bulgular Ne Anlatıyor?

 

Antidepresan kullanıcıları arasında kilo alımı yaygındır, ancak ortalama artış genellikle küçüktür. Bazı ilaçlar, örneğin bupropion, kilo alımını diğerlerine göre daha az etkileyebilir. Kimi kullanıcılar depresyon veya anksiyete nedeniyle başlangıçta kilo kaybetmiş olabilir ve tedaviyle bu kiloları geri alabilir.

Araştırmanın Sınırlamaları

 

Çalışma gözlemsel nitelikteydi, yani ilaçların kilo değişikliğine neden olduğunu kanıtlamıyor, sadece ilişkiyi gösteriyor. Ayrıca, katılımcıların yalnızca üçte biri 6 ay sonra reçete edilen ilacı kullanmaya devam ediyordu. Bu da uzun vadeli kilo değişimlerini belirli bir ilaçla ilişkilendirmeyi zorlaştırıyor.

Kilo ve Yan Etkiler Hakkında Dikkat Edilmesi Gerekenler

 

Antidepresanların ruh halini dengeleme yararlarıyla yan etkileri arasında denge kurmak önemlidir. Kilo alımı sizin için bir endişe kaynağıysa, doktorunuzla bunu önceden konuşarak riskleri ve yönetim stratejilerini belirleyebilirsiniz.

Alternatif Tedavi Seçenekleri

 

Kilo endişesi olan kişiler, ilaç dışı tedavileri de değerlendirebilir:

  • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Düşünce kalıplarını fark edip değiştirmeyi öğretir ve depresyonla başa çıkmada etkili olabilir.

  • Tekrarlayan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (rTMS): Non-invaziv bir beyin stimülasyonu yöntemi olup, depresyonla ilişkili beyin bölgelerini hedefler.

 

Konuşma terapileri ve antidepresanlar arasında seçim yapmak, kişinin tercihine ve yaşam tarzına bağlıdır. Önemli olan, birden fazla tedavi seçeneğinin olması ve kişinin kendisi için en uygun yöntemi belirleyebilmesidir.

Gereksiz Sağlık Testleri ve Takviyelerinden Kaçınmanın Önemi

 

Aldığınız her tıbbi testin veya tedavinin gerçekten gerekli olup olmadığını hiç düşündünüz mü? Sağlık sigortası veya işveren destekli taramalar, indirimli test reklamları veya çeşitli takviye ürünleri cazip görünse de, her hizmeti almak zorunda değilsiniz. Araştırmalar, bazı ülkelerde yapılan sağlık hizmetlerinin yaklaşık %20’sinin gereksiz olduğunu gösteriyor. Yani, sağlık söz konusu olduğunda “ne kadar çok, o kadar iyi” yaklaşımı her zaman doğru değil.

Proaktif Olmak Ne Kadar Yararlı?

 

Bilgi güçtür sözü kulağa hoş gelir. Ancak sağlık hizmetleri söz konusu olduğunda, gereksiz veya alakasız bilgiler yarardan çok zarar getirebilir. Gereksiz testler ve tedaviler, yan etkileri olmasa bile maliyet ve zaman kaybına yol açar. Bu yüzden önceliklerinizi ve risklerinizi bilmek önemlidir.

Tarama Testleri ve Sağlık Stratejilerini Yeniden Değerlendirin

 

Önerilen tarama testleri ve tedaviler hayat kurtarıcı olabilir. Ancak faydaları, risklerinden ağır basmıyorsa veya kanıtlanmamışsa, bunları yaptırmadan önce tekrar düşünün. Zaman, para ve enerji, gerçekten ihtiyaç duyduğunuz sağlık önlemleri için kullanılmalıdır.

Kanser taramaları: Bazı taramalar, belirli yaşlara kadar önerilir. Örneğin, kolorektal kanser için normal sonuçları olan ve ortalama risk grubunda olan kişilerin 75 yaşından sonra kolonoskopi yaptırmasına gerek yoktur. Benzer şekilde Pap smear 65 yaş ve mamografi 75 yaş sonrasında rutin olarak önerilmez.

Sağlık Pazarlamasına Dikkat Edin

 

Vitamin ve mineral takviyeleri büyük bir endüstridir. İnsanlar genellikle takviyeleri sağlıklı bir sigorta gibi görür veya çeşitli hastalıkları önleyeceğine inanır. Ancak rutin multivitamin veya balık yağı kullanımının herkese faydalı olduğuna dair güçlü kanıt yoktur. Sadece eksiklik durumlarında veya belirli hastalık risklerinde takviyeler yararlı olabilir.

Günlük Aspirin ve Kalp Sağlığı

 

Günlük düşük doz aspirin alımı ile ilgili öneriler değişmiştir. Artık, geçmişte kalp krizi veya felç geçirmiş kişiler ve yüksek risk grubundaki 40–59 yaş arası yetişkinler için düşük doz aspirin önerilmektedir. 60 yaş ve üstü, kardiyovasküler hastalığı olmayan kişilerin ise aspirin kullanması genellikle faydasızdır ve mide kanaması gibi riskler oluşturabilir.

Prostat Kanseri Tarama Testleri

 

Erkeklerde prostat kanseri yaygındır, ancak PSA testleri ve rektal muayeneler rutin olarak önerilmemektedir. Testlerin olası faydaları, yanlış pozitif sonuçların yol açabileceği gereksiz girişimler karşısında sınırlıdır. 70 yaş üzeri erkeklerde bu taramalar genellikle yapılmaz.

Kalp Testleri Herkese Gerekli Mi?

 

Kalp sağlığınızı değerlendirmek için birçok test vardır, ancak düşük risk grubundaysanız ve semptom yoksa rutin EKG veya stres testi gerekli değildir. Gereksiz testler yanlış pozitif sonuçlar ve gereksiz tedavilerle risk yaratabilir.

Gereksiz Sağlık Hizmetlerinden Kaçınmanın Diğer Nedenleri

 

  • Testlerin bazıları rahatsızlık veya komplikasyon riski taşır.

  • Sonuçları beklerken endişe yaratabilir.

  • Yanlış negatif sonuçlar, yanlış güven hissi oluşturabilir.

  • Her tedavi yan etkilerle birlikte gelir ve faydasızsa gereksizdir.

 

Sonuç

 

Doktorunuzun önerdiği test veya tedavileri sorgulamak sağlığınızı ihmal ettiğiniz anlamına gelmez. Gereksiz testleri atlamak, hem kaynakları en çok ihtiyacı olanlar için serbest bırakır hem de zaman, para ve gereksiz risklerden tasarruf etmenizi sağlar. Daha az, bazen gerçekten daha fazladır.

Sıcak Havalarda Serin Kalmanın 14 Yolu

 

Yüksek sıcaklık ve nemle dışarıda yürümek bile nefes nefese kalmanıza ve terlemenize neden olabilir. Bu yaz, serin kalmak hepimiz için bir mücadele haline geldi. “Son bir yılda kayıtlara geçen en sıcak ayları yaşadık. Sıcakla ilgili sağlık sorunlarında artış gözlemliyoruz ve bu durum mevsimden daha erken başladı” diyor iklim ve insan sağlığı uzmanı, acil tıp doktoru Dr. T. Wiskel.

Aşırı sıcaklığa maruz kalana kadar beklemeyin; serin kalma stratejilerini önceden planlayın. Gün boyunca sıcaklık risklerini azaltmak için uygulayabileceğiniz 14 öneriyi derledik.

Temel Bilgileri Öğrenin

 

Hava durumunu takip edin: Sadece günlük en yüksek ve en düşük sıcaklıklara değil, saatlik değişimlere de dikkat edin. Günün en sıcak saatlerini not alarak programınızı buna göre ayarlayın.

Bol su için: Terleme, vücudun serinlemesinin doğal yoludur. Ter buharlaştıkça ısıyı da uzaklaştırır. Kaybettiğiniz sıvıları su ve su oranı yüksek gıdalarla telafi edin. Genel öneri, kadınlar için günde yaklaşık 11 bardak, erkekler için 15 bardak sıvı tüketimidir. Dışarıda çok vakit geçiriyorsanız daha fazla sıvı alın.

Klimalı alanlara yönelin: Günün en sıcak saatlerinde mümkünse klimalı mekânlarda bulunun. Klimanız yoksa alışveriş merkezi, kütüphane, sinema veya topluluk soğutma merkezleri iyi alternatiflerdir.

Vantilatör kullanımı: Vantilatörler, cilt yüzeyine yakın damarlardan vücut ısısını uzaklaştırarak serinlemenize yardımcı olur. Çevre sıcaksa, cildinizi su spreyi veya ıslak mendille nemlendirerek buharlaşma yoluyla serinlemeyi artırabilirsiniz.

Ara verin: Dışarıda hareket ederken temponuzu ayarlayın. Fiziksel aktivite vücut ısınızı yükseltir; kısa süreli hareketler ve aralarda dinlenmek sıcak çarpmasını önlemeye yardımcı olur.

Sıcak Hava İçin Giyinin ve Hazırlanın

 

Soğutucu araçlar taşıyın: Evden çıkarken bol su, el fanı, ıslak mendil veya buz torbası bulundurun.

Geniş ve hafif giysiler giyin: Bol, hafif kumaşlar hava sirkülasyonunu artırarak serinlemenize yardımcı olur.

Teknolojik giysileri deneyin: Su ile aktive olan veya uzun süre nemli kalan özel kumaşlar, vücuttan sürekli ısı çekerek serin kalmanıza destek olabilir.

DIY Serinleme Yöntemleri

 

Soğuk giysi hazırlayın: Pamuklu bir tişörtü veya havluyu soğuk suya batırıp başınıza, boynunuza veya gövdenize sarın. Kurudukça tekrar ıslatın.

Soğuk yiyecek ve içecekler tüketin: Buzlu içecekler ve gıdalar dehidrasyonu önler ve vücut sıcaklığını düşürür. Hızlı tüketmekten kaçının; mide rahatsızlığı oluşabilir.

Duş veya banyo ile serinleyin: Ilık veya soğuk suyla duş alın. Su sonrası vantilatör kullanmak, buharlaşma yoluyla ısı kaybını artırır.

Ön kollarınızı suya daldırın: Duş veya banyo imkânınız yoksa, ellerinizi ve ön kollarınızı beş dakika buzlu suda bekletin; bu, serin kanı vücudun merkezine taşır.

Buz veya soğuk kompres kullanın: Dirsekler, koltuk altları, boyun ve kasık civarına uygulanan buz torbaları büyük kan damarlarını soğutarak vücut sıcaklığını düşürür.

Ne Zaman Yardım Almalısınız?

 

Serinlemeye çalıştıktan sonra hâlâ baş ağrısı, bayılma, baş dönmesi, aşırı yorgunluk, soğuk ve nemli cilt veya hızlı nabız gibi belirtiler yaşıyorsanız tıbbi yardım alın. Yüksek risk grupları arasında yaşlılar, bebekler, çocuklar, hamileler, terlemeyi azaltan ilaçlar kullananlar, açık havada çalışanlar ve kalp-damar hastalıkları olan kişiler bulunur. Bu grupta değilseniz bile, risk altında olan kişileri gözlemleyin.

Sıcak havalarda serin kalmak, sadece konforunuz için değil, aynı zamanda sağlık risklerini azaltmak için de kritik öneme sahiptir.

Sıcak Havalarda Cildinizi Korumak İçin Bilmeniz Gerekenler

 

2024 yılında küresel ortalama sıcaklıklar rekor seviyelere ulaştı. Artan sıcaklıklar, cildimizde çeşitli sağlık sorunlarını tetikleyebilir veya kötüleştirebilir. Sıcaklığın cildinizi nasıl etkilediğini bilmek, isilik, egzama, rozasea, melazma ve diğer cilt rahatsızlıklarının önlenmesine veya hafifletilmesine yardımcı olabilir.

Sıcaklığın Cilde Etkileri

 

Isı, birçok cilt rahatsızlığını tetikleyebilir. Isı döküntüsü (miliaria), ter kanallarının tıkanması sonucu ortaya çıkar. Aşırı sıcak ve terleme, kanalların işlevini bozarak kırmızı, kaşıntılı kabarcıklara yol açar.

Grover hastalığı, göğüs ve sırtta görülen küçük, kaşıntılı kırmızı kabarcıklar şeklindedir ve aşırı sıcakla tetiklenebilir. Genellikle haftalar veya aylar içinde geçse de, bazı durumlarda yıllarca sürebilir.

Egzama, kuru ve kaşıntılı cilt plaklarıyla kendini gösterir. Sıcak havalarda artan terleme cilt tahrişini artırarak egzama semptomlarını şiddetlendirebilir. Terleme yoluyla meydana gelen dehidrasyon, cildin egzama alevlenmelerine daha duyarlı olmasına neden olur.

Rozasea, yüz kızarıklığı, görünür damarlar ve akne benzeri şişliklerle kendini gösterir. Isıya duyarlıdır; yüksek sıcaklık ve güneş maruziyeti alevlenmelere yol açabilir.

Melazma gibi hiperpigmentasyon sorunları da ısı ve UV ışınlarıyla kötüleşir. Isı, melanositleri aktive ederek lekelerin daha belirgin olmasına sebep olur. UV ışınlarıyla birleştiğinde, kolajen ve elastin hasarına yol açarak cilt yaşlanmasını hızlandırabilir.

Yüksek sıcaklıklar, cilt kanseri riskini artırabilir. Uzun süren sıcak dalgaları, özellikle açık havada çalışan kişilerde UV maruziyetini yükseltir ve risk faktörlerini artırır.

Sıcak Havalarda Hava Kirliliği ve Cilt

 

Sıcak dalgaları sırasında ozon ve partikül madde gibi kirleticiler artabilir. Isı ve UV ışınlarının etkisiyle oluşan ikincil kirleticiler, cildi tahriş ederek iltihaplı durumları kötüleştirebilir.

İlaçlar ve Sıcaklık

 

Bazı ilaçlar yüksek sıcaklıklarda etkisini kaybedebilir. Örneğin, acil durumlarda kullanılan EpiPen’ler aşırı sıcağa maruz kaldığında etkisini yitirebilir. İlaçları uygun şekilde saklamak, serin ve kuru bir ortamda muhafaza etmek önemlidir.

Bazı cilt bakım ürünleri ve ilaçlar, cildin güneşe karşı hassasiyetini artırabilir. Retinoidler, akne için antibiyotikler ve immün sistem düzenleyici ilaçlar fotodermatoza yol açabilir. Böyle durumlarda sağlık profesyoneline danışılmalıdır.

Sıcak Havalarda Cildinizi Korumak İçin Öneriler

 

Cildinizi serin tutun: Hafif ve nefes alabilen giysiler tercih edin. Pamuk ve keten gibi doğal lifler, ısıyı düzenleyip terleme kaynaklı cilt sorunlarını önler. Sıcak duşlardan kaçının, serin veya ılık suyla banyo yapın. Serin mekanlar bulun.

Cildinizi nemli tutun: Bol su için ve su oranı yüksek gıdalar tüketin. Karpuz ve salatalık gibi besinler ek nem sağlar. Hafif ve komedojenik olmayan nemlendiriciler kullanın; hyaluronik asit ve gliserin içeren ürünler tercih edilebilir.

Güneş ve kirleticilere karşı korunun: Geniş kenarlı şapka, UV korumalı güneş gözlüğü ve uzun kollu giysiler kullanın. Güneş kremi uygulayın; çinko oksit, titanyum dioksit veya demir oksit içeren mineral koruyucular önerilir. Antioksidan içeren topikal ürünlerle oksidatif stresi azaltın. Gün sonunda yüz ve vücudu yıkayarak kir ve güneş kremi kalıntılarından arındırın.

Yüksek sıcaklıklarda cildinizi korumak, hem günlük rahatlığınızı artırır hem de uzun vadede cilt sağlığınızı korur.

Sizin İçin Doğru Diyeti Nasıl Seçersiniz?

Sağlıklı Beslenme: En İyi Diyet Yok, Ama Portföy Diyeti Öne Çıkıyor

 

Yediklerimiz, hastalıkları önlemede, tedavi etmede ve yaşam kalitesini artırmada kritik bir rol oynar. Peki, raflarda gördüğümüz sayısız diyet arasından hangisi en iyisi? Aslında tek bir “en iyi” diyet yoktur. Herkesin vücut yapısı, sağlık durumu ve yaşam tarzı farklıdır; sizin için en iyi olan diyet, başkası için aynı etkiyi göstermeyebilir.

Sizin İçin Doğru Diyeti Nasıl Seçersiniz?

 

En iyi diyeti seçerken şu soruları kendinize sorun:

  • Hedefleriniz neler? Kilo vermek, genel sağlığı iyileştirmek veya belirli hastalık risklerini azaltmak isteyebilirsiniz.

  • En iyiyi nasıl tanımlarsınız? Bazıları için sağlık faydası, bazıları için uygulanabilirlik veya maliyet ön plandadır.

  • Sağlık durumunuz nedir? Diyabet, kalp hastalığı veya yüksek tansiyon gibi durumlar, tercih edeceğiniz diyeti etkileyebilir.

  • Hangi yiyecekleri seviyorsunuz? Zevkleriniz ve kültürel alışkanlıklarınız, diyete sadık kalma olasılığınızı belirler.

 

Sağlığa Faydası Kanıtlanmış Diyetler

 

Araştırmalar, kalp sağlığını koruma ve yüksek tansiyonu düşürme konusunda en çok kanıtı olan diyetlerin Akdeniz diyeti ve DASH diyeti olduğunu gösteriyor. Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşım ise Portföy diyeti.

Portföy Diyeti Nedir?

 

Portföy diyeti, yatırım portföyünde çeşitlilik ilkesini beslenmeye uygulayan bir yaklaşımdır. Büyük ölçüde bitki bazlıdır ve LDL (kötü kolesterol) ve trigliseridleri düşürdüğü kanıtlanmış çeşitli gıdalar ve gıda gruplarına odaklanır. Bu diyeti uygulamak, bazı gıdaları düzenli olarak tüketmeyi ve diğerlerinden uzak durmayı gerektirir.

Portföy Diyetinde Öne Çıkan Gıdalar

 

Kan lipitlerini düşürmeye yardımcı olabilecek başlıca gıdalar şunlardır:

  • Soya, fasulye, tofu, bezelye, fındık ve tohumlar gibi bitkisel proteinler

  • Yulaf, arpa, çilek, elma, turunçgiller ve lifli sebzeler

  • Tam tahıllar, meyveler, sebzeler ve fitosteroller içeren gıdalar

  • Zeytinyağı, avokado yağı, aspir yağı ve fıstık yağı gibi tekli doymamış yağlar

 

Portföy Diyetinde Kaçınılması Gereken Gıdalar

 

  • Kırmızı et

  • Yüksek oranda işlenmiş gıdalar

  • Rafine tahıllar ve ilave şeker

  • Tereyağı, krema ve doymuş yağ oranı yüksek süt ürünleri

 

Portföy Diyetinin Faydaları

 

Araştırmalar, Portföy diyeti uygulayan kişilerin daha olumlu kan lipit ve iltihap değerlerine sahip olduğunu ve kalp krizi ile felç risklerinin %14 daha az olduğunu gösteriyor. Bu faydalar, egzersiz, sigara kullanımı ve diğer sağlık riskleri hesaba katıldığında da geçerli bulunmuştur.

Kilo ve Diğer Sağlık Faydaları

 

Portföy diyeti kilo kaybı için özel olarak tasarlanmamıştır, ancak bazı kişiler bu diyeti uygularken kilo verebilir. Obezite, diyabet, kanser ve bilişsel sağlık üzerindeki etkilerini anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Diyet Dışında Sağlıklı Yaşam

 

Kalp ve genel sağlığı korumak için diyet tek başına yeterli değildir. Sigara içmemek, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı kiloyu ve kan basıncını korumak, diyabeti önlemek veya tedavi etmek ve reçeteli ilaçları düzenli kullanmak da önemlidir.

Sonuç

 

Tek bir en iyi diyet yoktur; önemli olan diyetin genel yapısı ve porsiyon kontrolüdür. Kısıtlayıcı diyetlerden kaçınarak, sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarına odaklanmak en doğru yaklaşım olacaktır. Portföy diyeti, hem uygulanabilir hem de sağlıklı beslenmeye başlamak için uygun bir seçenek sunar.

Alkol Tüketimini Azaltmanın Faydaları

 

Uzmanlar genellikle aşırı alkol kullanımının tehlikelerinden bahsederken, bu uyarıların çoğunlukla alkol kullanım bozukluğu olan kişiler için geçerli olduğunu varsayarız. Ancak bağımlılık tıbbı uzmanları, resmi kriterleri karşılamayan kişilerin de alkolün toksik etkilerine maruz kalabileceğini belirtiyor. Yeni araştırmalar, alkolü tamamen bırakmaya hazır olmasanız bile, daha az içmenin sağlık açısından önemli faydalar sağladığını gösteriyor.

Alkol Vücudu Nasıl Etkiler?

 

Alkolün etkisi, tüketilen miktara bağlıdır. Orta düzeyde alkol (kadınlar için günde 1, erkekler için 2 içki) sınırını aşmak, karaciğer hastalığı, çeşitli kanser türleri (meme, karaciğer, kolon), yüksek tansiyon ve kalp ritim bozuklukları gibi sağlık sorunları riskini artırır. Hafta sonları bile fazla alkol tüketmek ciddi kazalara veya riskli davranışlara yol açabilir. Araştırmalar, az miktarda alkolün bile bazı sağlık risklerini artırabileceğini gösteriyor.

Alkolü Azaltmak Size Nasıl Yardımcı Olabilir?

 

İçkiyi tamamen bırakmaya hazır değilseniz, alkolü azaltmak pek çok sağlık riskini düşürebilir. Araştırmalar, alkol tüketimini azaltmanın kanser riskini azalttığını ve daha iyi uyku, hafıza gelişimi, zihinsel keskinlik ve kilo kontrolü gibi hemen fark edilebilir faydalar sağlayabileceğini gösteriyor.

Alkol Tüketimini Azaltmak İçin Beş Pratik Öneri

 

1. İçki Günlüğü Tutun

Ne kadar ve ne zaman içtiğinizi not almak, alışkanlıklarınızı fark etmenize ve hedeflerinizi belirlemenize yardımcı olur. Neden daha az içmek istediğinizi yazmak, kararlılığınızı artırabilir.

2. Alkolsüz Günler Deneyin

Haftada bir veya iki gün içmemeye karar verin. Bir hafta veya bir ay boyunca alkol almamak, vücudunuzun ve beyninizin yeniden ayarlanmasına yardımcı olabilir. Dry January veya Sober October gibi kısa süreli denemeler faydalı olabilir.

3. Yavaş İçin ve Yemekle Birlikte Tüketin

İçkilerinizi yudumlayarak için. Alkolsüz alternatiflerle karıştırın ve aç karnına içmekten kaçının. Yemekle birlikte içmek, alkolün emilimini yavaşlatarak olumsuz etkilerini azaltır.

4. Düşük Alkollü veya Alkolsüz Alternatifleri Deneyin

Alkolsüz bira, alkolsüz damıtılmış içkiler veya hafif biralar tüketmek alkol alımını azaltmanın güvenli yollarındandır. İçki karışımlarının alkol oranlarını kontrol edin; bazı butik içkiler beklenenden daha yüksek alkol içerebilir.

5. Cazibeyi Azaltın

Evde alkol bulundurmamak, anlık içme isteğini azaltır. İçki içmenize neden olan kişilerden ve ortamlardan uzak durun. Endişe, yalnızlık veya öfke gibi duygular tetikliyorsa, yürüyüş yapmak veya bir arkadaşınızı aramak gibi alternatif yollar deneyin.

Alkol tüketimini azaltmaya başlamak için kişiselleştirilmiş bir plan oluşturmak da faydalı olabilir. Bu şekilde hem fiziksel hem de zihinsel sağlığınızı koruyabilirsiniz.

Parasosyal İlişkiler: Ünlülere ve Karakterlere Bağlanmak

Sosyal medyada belirli içerik üreticilerini, müzik sanatçılarını, oyuncuları veya sporcuları takip ediyor musunuz? Belki bir kitap, dizi veya filmdeki karakterlerin hayranısınız ve onları her gün kontrol etmekten keyif alıyorsunuz. Tanımadığınız veya gerçekte var olmayan kişilere karşı hissettiğiniz bu tek taraflı duygusal bağlara parasosyal ilişkiler denir. Sosyal bilim uzmanları, bu ilişkilerin hem faydaları hem de riskleri olduğunu belirtiyor.

Parasosal İlişkiler Neden Oluşur?

 

İnsanlar doğası gereği bağ kurmaya eğilimlidir. İnsanlık tarihinin büyük bir kısmında hayatta kalmak, diğer insanlara güvenmek ve onlarla güçlü sosyal bağlar kurmakla mümkün olmuştur. Günümüzde ise düzenli olarak ünlüleri veya kurgusal karakterleri takip ederek benzer bir bağ deneyimi yaşıyoruz. Özellikle heyecan verici veya çekici kişilere karşı duygusal bağ oluşur.

Parasosal İlişkilerin Avantajları

 

Bu ilişkiler hayatınıza çeşitli şekillerde katkıda bulunabilir. Eğlenceli, ilham verici, öğretici veya rahatlatıcı olabilirler. Kendinizi daha az yalnız hissetmenizi sağlayabilir veya belirli bir kültürel grubun parçası gibi hissettirebilir. Örneğin, diziler veya popüler karakterler izleyicilerde aidiyet ve bağlanma hissi yaratır.

Ünlü veya kurgusal kişilerle kurulan bağlar, değerlerimizi ve davranışlarımızı da etkileyebilir. Çocuklar, izledikleri karakterlerden doğru ve yanlış hakkında dersler çıkarabilir; gençler sporculara bağlanarak motivasyon kazanabilir veya liderlerden etkilenerek özverili davranışlar sergileyebilir. Araştırmalar, parasosyal ilişkilerin ruh sağlığı konularında önyargıları azaltmaya da yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Parasosal İlişkilerin Dezavantajları

 

Ancak tek taraflı bu bağlar zarar da verebilir. Karşı taraftan sevgi veya destek gelmez, bu nedenle yalnızlık ve izolasyona katkıda bulunabilir. Ayrıca sağlıksız fikirler veya mesajlar almanız mümkündür; özellikle çocuklar için, parasosyal ilişkiler ebeveyn değerleriyle çelişebilir.

Parasosal İlişkilerle Baş Etmek

 

Parasosal ilişkiler, gerçek hayattaki bağlarınızı gölgelemediği ve değerlerinizi çarpıtmadığı sürece sorun yaratmaz. Sorun olup olmadığını anlamanın işaretleri şunlardır: Gerçek arkadaşlarınızla vakit geçirmek yerine, hayali bağ kurduğunuz karakterleri veya ünlüleri tercih etmek. Sosyal medya yıldızlarının kitlesel parasosyal ilişkileri gelir elde etmek için kullanmaya çalıştığını unutmamak.

Parasosal İlişkiden Gerçek Bağlara

 

Parasosal ilişkiler yalnızlık ihtiyacını kısa vadede karşılayabilir, ancak uzun vadede gerçek bağlar kurmak önemlidir. Sosyal ilişkiler geliştirmek zor olabilir, ancak küçük adımlarla başlayabilirsiniz: arkadaşlarla akşam yemeği yemek, aile ile daha fazla vakit geçirmek, göz teması kurmak ve fiziksel temasla bağlanma hormonu oksitosin salgılamak gibi. Bu sayede hayali karakterlerden daha az etkilenir ve gerçek hayatta ihtiyaç duyduğunuz bağlantıyı elde edersiniz.